Kırılgan.


Ne kadar süredir orada olduğunu bilmiyordu. Kaygan ve yapışkan hisse o kadar alışmıştı ki bu histen öncesi var mıydı? Hatırlamıyordu. Ayaklarının altındaki zeminin her an kayıp gidebileceği hissi, başlarda onu serseme çevirmişti. Şimdi ise bu hissi bir ritüel gibi kabullenmiş, adımlarını kararsız ama kontrollü bir şekilde atmayı öğrenmişti.

Zemin garip bir ses çıkarıyordu; her adımında inleyen, sızlayan bir ses. Duvarlar? Eğer buna duvar denebilirse, sürekli kıpırdanıyor, şekil değiştiriyor, ara sıra devasa bir göz gibi açılıp onu izliyordu. Bir duvarın gözyaşlarını gördüğünde, gerçekten bir şey hissetmişti: suçluluk mıydı yoksa korku mu? Adlandıramamıştı.

Buraya nasıl geldiğini hatırlayamıyordu. Hangi seçim onu bu yola sokmuştu? Ya da bir seçim var mıydı? Kendi kendine sormaktan yorulduğu bir noktada, sadece ilerlemeye karar vermişti. Hareket etmek, bu yapışkan boşlukta dahi bir anlam yaratıyor gibiydi. Ama ilerledikçe fark etti ki zemin, ona itaat ediyordu. Her ne kadar kaygan olsa da, bir anlığına, adım atmasına izin veriyor, sonra tekrar tehditkâr haline geri dönüyordu.

Bir gün, bir yol ayrımına geldi. Karşısında iki geçit belirdi. Biri, soğuk ve sessizdi. Diğeri ise rüzgârlarla dans ediyordu, ama o rüzgârların ürpertici bir şey mi, yoksa rahatlatıcı mı olduğunu anlayamıyordu. Hangisine yöneleceğini düşünürken bir ses duydu. Bu ses, derinlerden gelen bir yankı gibiydi, ama aynı zamanda kendi düşüncelerinin ta kendisi olabilirdi.

"Beni seç. Buradan bir çıkış var."

İlk kez bir şeye inanmak istedi. O sesi takip etti, adımlarını giderek daha cesur atarak. Rüzgârlı geçide doğru ilerlediğinde, zemin değişmeye başladı. Kayganlık azaldı, ama bu sefer de sivri taşlar çıktı ortaya. Acı ve umut iç içe geçmişti. Her adım bir mücadeleydi, ama en azından artık bir yönü vardı.

Geçit daraldı, neredeyse hareket edemeyeceği kadar daraldı. Korku, göğsüne bir taş gibi oturdu. Ama o ses yine yankılandı.

"Sadece biraz daha. Beni bulacaksın."

Son bir adım attı ve kendini boşlukta buldu. Ama bu, bildiği bir boşluk değildi. Gökyüzü vardı, rüzgârlar vardı ve en önemlisi, bir ışık vardı. Gözleri kamaştı, adımlarını nereye atacağını bilemedi. Ayakları hâlâ biraz yapışkan hissediyordu, ama artık bu his ona zincir değil, bir hatırlatma gibi geliyordu.

Arkadan bir yankı daha duyuldu:

"Her zaman kaygan bir zemin olacak. Ama adım atmaya devam edersen, her zaman bir yön bulabilirsin."

Gözlerini ileri dikti ve ilk kez gerçekten nefes aldığını hissetti. Kaygı yerini, küçük de olsa bir umut kıvılcımına bırakmıştı.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Geçiş.

Bir kahır nasıl başlar?