Kayıtlar

Geçiş.

Işığın içinde adım attığında, ayaklarının altındaki zeminin değiştiğini hissetti. Yapışkanlık ve sivri taşların yerini, ince bir toz tabakası almıştı. Bu toz, her adımında havaya kalkıyor ve bir an için çevresini bulanıklaştırıyordu.  Gözleri yeni dünyaya alışmaya çalışırken, bir şey fark etti: Bu yer sessiz değildi. Çok ince, çok uzak bir melodi vardı, tıpkı bir rüzgârın bir flütün içinden geçişi gibi. Başı döndü. Işığa alışmış gözleri şimdi daha karanlık, ama derin bir atmosferle karşı karşıyaydı. Ufukta beliren yapılar, doğal mı yoksa yapay mı olduğunu anlayamadığı siluetler oluşturuyordu. Gökyüzü ise durağan değildi; sürekli hareket eden, iç içe geçen renk dalgalarından oluşuyordu. "Burada kim var?" diye sordu. Sesini ilk kez bu kadar net duydu, yankısız, ama gerçek. Kendi varlığına dair bir güven hissetti. Bir cevap beklerken, o melodinin bir parçası gibi hissettiği başka bir ses duyuldu. "Buraya nasıl geldin?" Ses, içinde bir yankıydı, ama bu kez dışsal bir va...

Kırılgan.

Ne kadar süredir orada olduğunu bilmiyordu. Kaygan ve yapışkan hisse o kadar alışmıştı ki bu histen öncesi var mıydı? Hatırlamıyordu. Ayaklarının altındaki zeminin her an kayıp gidebileceği hissi, başlarda onu serseme çevirmişti. Şimdi ise bu hissi bir ritüel gibi kabullenmiş, adımlarını kararsız ama kontrollü bir şekilde atmayı öğrenmişti. Zemin garip bir ses çıkarıyordu; her adımında inleyen, sızlayan bir ses. Duvarlar? Eğer buna duvar denebilirse, sürekli kıpırdanıyor, şekil değiştiriyor, ara sıra devasa bir göz gibi açılıp onu izliyordu. Bir duvarın gözyaşlarını gördüğünde, gerçekten bir şey hissetmişti: suçluluk mıydı yoksa korku mu? Adlandıramamıştı. Buraya nasıl geldiğini hatırlayamıyordu. Hangi seçim onu bu yola sokmuştu? Ya da bir seçim var mıydı? Kendi kendine sormaktan yorulduğu bir noktada, sadece ilerlemeye karar vermişti. Hareket etmek, bu yapışkan boşlukta dahi bir anlam yaratıyor gibiydi. Ama ilerledikçe fark etti ki zemin, ona itaat ediyordu. Her ne kadar kaygan olsa d...

Bir kahır nasıl başlar?

            Gözlerini görseniz korkardınız, Polisten kaçıyordu derdiniz, Cinayet işlemişti derdiniz,  Halbuki kendinden kaçıyordu… Kendimizden kaçıyoruz. Kötülük ile yüzleşmekten korkuyoruz. Oysa kabul etsek kötülüğün de var olduğunu, kaçmadan korkmadan yaşasak onunla. İyi ve güzel olmaya zorlamasak her şeyi, doğasını bozmasak. Bir kahır nasıl başlar? Kötülük üzerine çok düşünmüştü son zamanlarda. Kendi kötülüğünü. İnsanlara "sen çok iyisin" dediklerinde bile içini huzursuz eden o ince his. "Ya bilselerdi?" diye düşündü. "Ya içimde sakladığım her şeyi bilselerdi?" Ama kötülük dediği şey neydi ki? Bir kere bile zarar vermemişti kimseye. Yine de, içinde bir şeylerin doğru olmadığını hissediyordu. O his, geceleri uykularını bölen, gündüzleri bir an bile rahat bırakmayan bir karanlık gibiydi. Belki kendinden korkuyordu. Ayağa kalktı, odada bir aşağı bir yukarı yürümeye başladı. Kendisiyle yüzleşmek istiyordu ama bunu nasıl yapacağını bilmiyordu. Aklında he...