Geçiş.
Işığın içinde adım attığında, ayaklarının altındaki zeminin değiştiğini hissetti. Yapışkanlık ve sivri taşların yerini, ince bir toz tabakası almıştı. Bu toz, her adımında havaya kalkıyor ve bir an için çevresini bulanıklaştırıyordu. Gözleri yeni dünyaya alışmaya çalışırken, bir şey fark etti: Bu yer sessiz değildi. Çok ince, çok uzak bir melodi vardı, tıpkı bir rüzgârın bir flütün içinden geçişi gibi. Başı döndü. Işığa alışmış gözleri şimdi daha karanlık, ama derin bir atmosferle karşı karşıyaydı. Ufukta beliren yapılar, doğal mı yoksa yapay mı olduğunu anlayamadığı siluetler oluşturuyordu. Gökyüzü ise durağan değildi; sürekli hareket eden, iç içe geçen renk dalgalarından oluşuyordu. "Burada kim var?" diye sordu. Sesini ilk kez bu kadar net duydu, yankısız, ama gerçek. Kendi varlığına dair bir güven hissetti. Bir cevap beklerken, o melodinin bir parçası gibi hissettiği başka bir ses duyuldu. "Buraya nasıl geldin?" Ses, içinde bir yankıydı, ama bu kez dışsal bir va...