Kırılgan.
Ne kadar süredir orada olduğunu bilmiyordu. Kaygan ve yapışkan hisse o kadar alışmıştı ki bu histen öncesi var mıydı? Hatırlamıyordu. Ayaklarının altındaki zeminin her an kayıp gidebileceği hissi, başlarda onu serseme çevirmişti. Şimdi ise bu hissi bir ritüel gibi kabullenmiş, adımlarını kararsız ama kontrollü bir şekilde atmayı öğrenmişti. Zemin garip bir ses çıkarıyordu; her adımında inleyen, sızlayan bir ses. Duvarlar? Eğer buna duvar denebilirse, sürekli kıpırdanıyor, şekil değiştiriyor, ara sıra devasa bir göz gibi açılıp onu izliyordu. Bir duvarın gözyaşlarını gördüğünde, gerçekten bir şey hissetmişti: suçluluk mıydı yoksa korku mu? Adlandıramamıştı. Buraya nasıl geldiğini hatırlayamıyordu. Hangi seçim onu bu yola sokmuştu? Ya da bir seçim var mıydı? Kendi kendine sormaktan yorulduğu bir noktada, sadece ilerlemeye karar vermişti. Hareket etmek, bu yapışkan boşlukta dahi bir anlam yaratıyor gibiydi. Ama ilerledikçe fark etti ki zemin, ona itaat ediyordu. Her ne kadar kaygan olsa d...